Amatör - gayret et güzelim gayret ,  et ,  guzelim ,  dus ,  sokagi ,  sakinleri ,  slow

Bana Geç Kal

Mayıs 8, 2008


Tahminimce yersiz bir nefes aldım,
Af diliyorum dünyadan…
Bir meyve daha kopardım yaşımdan,
Af diliyorum hayattan…
Kelimeler sevimli buldu beni,
Af diliyorum cümleden…
Noktalar terki etti cümlemi,
Af diliyorum kendimden…


Gidiyorum deyip kaldığım,
Fazlalık kelimeler var yüklüğümde…
Akşamlar ayırırken geç kalmış sevgileri…
Zaman farkı olurum sana,
Nefes alışlarım tövbeli…
Hadi bana geç kal… Hadi bana yarım…
Ağlamak tamlasın ellerimizi…


Bir şehrin zaman farkı parselliyorken gözlerini,
Gözlerinden aktıysam, affet…
Bir şehrin geri kalmış hüznünü paylaştıysam sana;
Bana bir güzellik yap; bana geç kal… Bana uzak!


Asude Zeynep Toprak






 

Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
Aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
Sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
Bir harfin başlattığı yangın ile söndür
Beni bir ses sahibi kıl kefarete hazırım
Öyle mahzun
Ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.’*

 

                         *İsmet Özel

 

 

Gündüze yeminli bir günün ardından kelamın dizini kırıp önüne birkaç satır daha kendim için söylüyorsam ne olayım? Şaire olayım…

 

Ömrümden ömür katmak için, en çok sana sakladıklarımla yerli yersiz bir çıkışla geldim… Bir kitabın dizlerindeyim şimdi. Geri dönerek ikide bir okuyorum aşkları. Ne kadar kıskanç olduğumu bilirsin, kendimden gayrı her şeyi, her satırı kıskanırım ben… Geceye ortak koşulmuş tüm hüzünlere hıncım…

 

Hınç… Dağlarımı deliyor gündüzleri;

 

Dağlara birikmiş birkaç kelamla demleniyor yıldızlar, yıldızlarımın beli büküldü. Işığımı çalan ev şairi’ne hıncım. Hıncımla kahve kutusunu çalıyorum yere…

 

Bir güzelleme yapmış Zarif, kardeşimi çekememezliğim gibi motorlu kuş keyfi… Çocuğumun uykusunu kaçırıyor masallar, ‘annem masalcımı kıskandı’…

 

Yağmurun yağmasının bir hikmeti olduğunu bilen, herkesin ve benim üstadım deliyor hevesimi… ‘Yok, bırak bu işleri Asude’ diyorum… ‘ve yağmur yağıyor, ben bir şeyler olacağını biliyorum’… Dizesi hıncımı keseliyor… Yola çıkıyorum, yüküm hafif!

 

Uykum geliyor, gece oluyor, sabah oluyor, her yan mavi… Benden önce biri fark etmemeli… Ey Edip! Sen mavilik dedin diye mi kırmızıya uzaklıkları âşıkların? Sen günleri mavi doğuralı âşıklar kutsadı maviyi… Gönlümün hangi alanını kaptı mavi gözlerin? Oysa bir kuşta değildim…

 

Sana ne demeli? Doğuştan şair? Kırgınım ve bunun ne anlama geldiğini biliyorum! Sen bilmeye dur, ben biliyorum… Kendimi ararken meşgul olamayacak kadar hınçla örülü zaferlerim… —a İbrahim kim dedi sana yürürken yüreğinden ses çıkar diye?

 

 

 

Avuçlarının teri yârimin, senin kelamına döndü diye bir tafrayım sakallarına… Bu utançla yaşayamam inan! Şimdi, başka bir ülkenin çocuğu olsam ben, sana inat yenilikçi bir kelam olur dermanım… Can’ını yüceltti mi şiirlerin?

 

 

Hınç’tan münezzeh, hınca yatkın, gece oldu;

 

Geride kalmışlığım adına, geride kalmadığından hani o senden başka büyük şair diye aynalarda aranmaktan kendimi sığınırım kelamına… Küçüklüğüme gölgen yeter, gece olunca senden gizli seccademe öptürüyorum alnımı…

 

 

İsminle yaşa… İsmime nokta koyma… Rüya’mdan gelen bir divanımız var seninle. Sırça bir saray değil. Hep köşelerde… Peygamber usulü bir bekleyiş misin sen? Kelamın dili yorulmaz mı senden? Kelamı yormayan, şair-i ekber… Akif’im… Baba evim…

 

 

Gün doğuyor… ‘Gün Doğmadan’ elimde…

 

     Senden adam olmaz Asude!

 

 

Asude Zeynep Toprak

ÖYKÜZEN LÂL(vennokta)

Mart 10, 2008


Elif(’e):

Akşamdır… Hüzünlerin dili tutulmaya yüz tutmuştur…
Ağlamak vardır… Dost omzuna bandırarak ağlamak
Lâl çıkagelir elleri bertaraf…
Besmelesiz oturulmuş sofrada ki bereketsizliktir
Olmayışı yok edişi…
Lâl sızlaya durur/ kelimeler ceketini çoktan ipe sermiştir…
Ağlamak vardır
Ve Öyküzen artık lâldir…




Be:

Titrek bir kuş vardı
En çok lâl’in ellerine aşikârdı.
Düşler var ya o derece katrandı
Sen düşten ne anlarsın diye
Yokuş aşağı bırakılacak insanlar vardır…
Ve yeminler lâldir…


Nun:

Çiçekler açınca lâl kendini açılmış sandı…
Çiçekleri anlatır doğrulurum dediyse de olmadı…
Nisan… Tek umudu nisandı/ yanıldı…


Ye:

Bir harfe yemin olsun ki,
Yunusi bir iklim beklemiş lâl hep…
Ağlasa bile sesini duyarmış

Ve bir ucu yakasında dev bir harf çevrelemiş öyküzeni…
Öyküzeni –y bile kurtaramazmış…

Ağlarmış… Ağlasın…


Vennokta(z’den uzak…):

Bu son ağlayışın olsun demiş yunus…
Ellerinden bir ip dua hükmüyle öyküzeni gözlerine bürümüş…
Sana bir şiir okuyayım demiş yunus…
Dinlemiş lâl… Oku demeye bile cesareti yokmuş…
Yunus kekeme bir hevesle fısıldamış:
‘Ellerim…’
Öyküzen artık bilinçli bir lâlmiş…

Asude Zeynep Toprak


ÖYKÜZEN LÂL

Mart 7, 2008



Yol’a baş koyuş:

 

Önce lâl vardı...
Susuş pus olmuş puslu bir havada geveze bir sükûttu...
Önce o vardı,
mevsimler yalanı, yalanlar kışları

Kışlar yazları ırgalıyordu…

 

1.

Lâl, kelimelerini diline dizmişti.

Diz çökmüştü heceler cümle sofrasında

İmgeler, sükûtun lâl oluşunu seyre durmuşlardı

Sukut artık vardı…

          /Ve lâldi/

Varlığı kanıtlanmış bir suskunluktu lâl,

Gözlerinin içindekini içecekmiş gibi duran,

Bir mevsimde yaratılmıştı…

 

2.

 

Mevsimlerin ilmeğine geçince lâl,

Şahlandı…

Geceye olur olmaz öyküler anlattı…

Susmuyordu lâl,

Bu sükût öyle gevezeydi ki…

Kelimeler utanıyordu…

 

 

Lâl artık bağrını açmıştı…

Söyledikleri tadından yenmiyordu.

Bir bilmeceydi dilinin bağlı olduğu damar,

Damarları kalbini sükûta hasret bırakıyordu

Bu lâl hiç susmuyordu…

 

Lâl geceleri düş toplantılarına konuktu…

Ha bire anlatıyordu.

Dervişlerin zamanından bir esmerlik vuruyordu yüzüne…

Lâl kıskanmaya başlıyordu…

Bitiş ellerinde ki hınçta saklıydı…

 

3.

Lâl ceza aldı

Artık kekeme bir lâldı…

Sükûtun kekelemesi, akordu bozuk bir sazdı.

Çift kişilikli sevdaları izleye durdu…

Kekemeliği gitsin diye kendini şarkıya verdi…

Lâl hiçbir tene dokunamaz oldu…

 

4.

Lâl kelime radarında duraklayınca,

Dili çözülüverdi…

Sustu!

Sükûtunu perdeleyerek, emirlere karşı gelerek,

Sustu!

Lâl hayır etme böyle… Dediler,

Lâl sustu…

Sükût terk-i diyar yaptı…

 

Kayboluş:

 

Öyküzen bir lâl vardı…

Uykunun son secdesini yaşıyordu.

Vedaları süslüyordu…

Ve artık sükûtunun yakasını bırakmadan /susuyordu…

Susuşunu süslüyordu…

Yitiyordu…

 

Asude Zeynep Toprak/ Mart- 08


Değiştirilmiş bir cümleyim sana

Hiçbir zaman ilkini tutmayacak harfi kırık gözlerim…

Sana en çok eksikliği hatırlatacak düşkünlüğüm…

Düş/kün/lüğüm en çok patron diye seni sayacak…

 

Bir harfin elzemi düştü payıma,

Harfler beni boğdu.

— y dedi gözlerinden akan ses

— y itaat etti…

 

Söz makamı, bir zorlama kelamın elmasında

Kelamın orta yerine bir kurt düşmüş

Kurt makamı söylediklerim… İçime düşen kurt sana mı ait?

Kelamın içi gıcıklanır olmuş…

                         — İçime bir kurt düştü…

 

 

Kelam gıdıklanmaya koyuldu…

/ ne hoşmuş bu kurdun içimdeki yeri /

Mayhoş tat kelamı yumuşatır oldu…

Kelam sana uzak ya Tek/var

Kelamın içi geçmeyedurdu…

 

 

İçime bir harf düştü…

Mayhoş bir azımsanma hali oldu çocuklar…

Kurtların bile içi geçmiş…

     Kelamım eskimiş…

 

               

 

Asude Zeynep Toprak/Şubat- 08