Toparlanın Gitmiyoruz!




TAŞINDIM

yani buraya:)

http://oykuzen.minare.net/

ŞARKILILAR

ŞARKILILAR


-         Eskimeyecek bir şarkı göster bana!

-         Bu aralar taktın şarkıya…

-         Gösterecek bir şarkı bulamadın, ondan mı böyle söylüyorsun?

-         Şarkılar biter, bilirsin…

-         Şair öyle demiyor ama…

-         Bakma sen şairlere, onlardan uzak dur!

-         Önceden babalar kızlarını elden sakınmak için camdan uzak tutarmış, yeni neslin cam kenarı mı şairler?

 

 

Babaları bilirsiniz, ‘hayat’ diye söze başlayan ağızları vardır. Gönüllerinden ne geçer bilinmez. Setleri vardır, mesafeleri öyledir ki şefkate ne tam yatkın ne tam uzak… Âşık olup olmadıklarından dillerini geçtim, gözleri bile bahsetmez. Bütün azaları itaat eder babalara. En ciddi sofralara düşen amansız tebessümdürler. Bir yandan da en güzel şiirleri yazanlardır.

 

Sıcak bir gün işte… Bütün cam kenarları benden hesap soruyor, susamış çiçekler hükümlerini çoktan birkaç rüzgâra teslim etmiş durumda. Yolun başında çocuklar güneşe ve annelerinin uyarlarına rağmen oynaşta… Kelebeklerin mevsimi hani, ah canına yandığım iklimler, hepsi nasılda dize gelmişler. Kar çiçeklerinin üzerine bile bir kelebek sırrını fısıldamakta. Ve bunda da haddini bilen bir hikmet gizlidir elbet. Babalardan bahsederken yelpazenizin genişliği kadar yolunuz olur. Babalar, yani kelebekler kadar kısa ve yerli yerince anılan hükümlerin sahipleri. ‘yapma!’ dediğinde sahiplenilecek herhangi bir itirazı yaratmadı henüz Allah… Babalar işte, benim babam ölümle hayat arasında kalan bir ömrü sürmüştü gözlerimde. Ve oğlum benim kadar şanslı değildi!

 

 

Babam öleli 3 yıl 7 ay 21 gün oldu. İnsanın sevdiğini göz önünde bir yerlerde kaybetmesi zor iş. Torununu nasıl da severdi. Ömer’im aşağı Ömer’im yukarı. ‘Ömer’in yeri tepelerde, başım en yüksekte derdi. ‘

 

Ömer’in baba sevgisi, dede sevgisinden aşağılarda olduğundan, ona çocukluk anılarımı anlatmadım bile. Babamız işe giderken yalancı bir öpücük kondururdu alnına Ömer’in. Ömer yalancılardan hoşlanmazdı, İslam’ı küçük yüreğine yedirerek yüreciğiyle birlikte yoğuran dedesinden öğrenmişti ki, yalan her şeyin başlangıcı ve bazen de sonu… Babasını hem başlangıç kadar seviyor hem de son kadar önemsiyordu. Bazen de korkuyordu. Yıllar akıp geçerken, Ömer’in büyüyüş heyecanı ağır bastığında, gitmek çekici bir hal almıştı. Kocamı sadece büyük şiir dinletilerinde, şiir ödül gecelerinde ve kültür sanat eklerinde görüyordum. Ömer, öğretmeninin okuduğu şiirin sahibin babası olduğunu büyük bir utançla öğrenmişti. Artık yorgunluk denilen fiil gençliğimde bana okunulan şair gönüllü adam kadar yakındı. Zamanla o adam gibi yorgunluğum da, elini eteğini çeker miydi şakağımdan?

 

Günlerce yorgunluklara peşkeş çektim umudumu. Ömer gitgide haytalaşıyor ve beni zorluyordu. Ailemle geçirdiğim vakitlerde bir anlık rahatlama olsa bile, evde geç saatlerde tek başıma girdiğim o yatak bana kış mevsimini her an yaşatıyordu.

 

Bir tatili hak eden bünyeme ne çok ızdırap yüklemiştim, yeter diyordu içimde bir yerler. Yüreğimde ki ağırlığı Ömer’in sırtından uzak tutmak için, onu arka koltuğa atıp gece vardiyasına çıkmış hüzünlü bir kadın gibi, yola koyuldum. Yolda çığlıklarım isyanlarıma, isyanlarım babamın ah’ına, gözlerim Ömer’in terlemiş alnına karıştı. Hayat elime ayağıma dolaşıyordu. Canımın yanmasını ancak bir yitiş hikâyesi betimleyebilirdi.

 

Sabaha karşı çıktığım yolun sonu sabah ezanı ile bütünleşti. Eve girdim, babamla söyleştiğimiz cam kenarına yüzümü, gözümü sürdüm. Kenara çekildim. Ömer, acıkmıştı. Doyurdum, midesi doyunca, gözü gönlü de doysa ne iyi olurdu. Ömer babamla olan resimlerime bakıp bakıp, sorulara boğdu nefesimi. Al oğlum, nefesim de senin olsun, ne olursun sus! Sorma daha fazla, dedi yüreğim, Ömer, işitemeyecek kadar küçüktü…

 

Anılarımı süründüm, geçmişe büründüm. Bakımsız kalmış sellukaları suladım. Oyun oynadığım yeri temizledim ve Ömer’i çağırdım oyuna dalması için. Oyuna dalınca kelebekleri bile umursamaz Ömer… Kelebekleri, şarkıları, şairleri…

 

Ömer oyuna daldı, Ömer geri kaldı. Sıkıştırılmış bir hayat besliyorum ona.

 

 

-         Babam pek gönüllü değil Mehmet. Olmaz diyor,

-         Yapma güzelim ya… Kaçalım?

-         Saçmalama babamın kalbine iner, seni ne insanlar istedi diye başlıyor şimdiden, görmelisin.

-         Sende de ki ben çocuklarıma diyeceğim ki; beni ne doktorlar mühendisler istedi de ben bana şiirler yazacak kadar aşık babanıza vardım…

 

Babam şairlerden uzak dur demişti…

 

Bense çocuğuma tavsiyelerde bulunamayacak kadar yorgunum. Oğluma sadece bir dua bırakıyorum, ‘o kadar çok mühendis olsun ki şairliğe vakti kalmasın.’ O kadar çok kelebekleşsin ki, renkleri oyun oynayan bir çocuğun bile oyunu terkine sebep olsun. Ah Ömer’im;

 

-         Şarkılara da güven olmuyormuş…

 

Asude Zeynep Toprak


kar yağıyor güneşe





sıkıldım kar yağan mevsiminden,

bana üşümeyi öğret!

kar yağıyor tenime,

eriyor öğrettiklerin...

bana kızıl ten saç,

 bana beni ver...

üşüyor mevsimi güneşin...

<<Önceki Sayfa |1/19|